Boşanmada Tazminat ve Velayet Talepleri

Boşanmada Tazminat ve Velayet Talepleri

BOŞANMADA TAZMİNAT İSTEMLERİ

Boşanma halinde maddi tazminatı, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören taraf talep edebilir. Boşanma halinde manevi tazminatı ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı zedelenen taraf talep edebilir. Kişilik haklarının ihlal edilmesi neticesinde kişinin duyduğu elem, acı, ıstıraplar nedeniyle ruhsal dengesinin bozulması manevi zarardır. Kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişi, bu saldırı neticesinde elem, acı, ıstırap hissetmiyorsa ve hisler onun duygu dünyasında olumsuz etkiler bırakmıyorsa, ortada tazmini gereken bir manevi zarar bulunmaz. Bu noktada özellikle elem, acı, ıstırapları hissetme yeteneği olmayan ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin durumu önem taşır. Boşanma halinde tazminat talebi her ne kadar taraflara tanınmış olsa da mutlak olarak kişiliklerine bağlı değildir. Bu husus özellikle, tazminat talep eden tarafın ehliyetsiz veya kısıtlı olması halinde önem taşır. Bu kişiler için tazminat talebi, vasileri tarafından, TMK m.450 gereği, olanak bulunuyorsa bu kişinin görüşü alınarak ve TMK m462 b.8 gereği vesayet makamının izni alınarak dava açılmak suretiyle talep edilebilir. Boşanma halinde maddi ve manevi tazminat talepleri neticesinde hakim, ayni ya da nakdi tazmine yönelik hüküm kurmaktadır. Bu sebeple maddi ya da manevi tazminat, parayla ölçülebilir bir değeri ifade eder.

Maddi ve Manevi Tazminatın Ödenmesi

Maddi ve manevi tazminatın ödenme biçimi TMK m.176 hükmünün ilk iki fıkrasında yer almaktadır. Anılan hükme göre, ‘‘Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez’’.

Toptan Ödeme: Genel olarak maddi tazminat, zarar görenin malvarlığındaki eksilmenin aynen veya nakden giderilmesini amaçlar. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmemiş olsaydı, zarar görenin malvarlığı hangi durumda bulunacak idiyse o durumun aynen veya nakden yeniden kurulmasıdır. Manevi tazminat ise kişilik değerlerinin zedelenmesiyle meydana gelen eksilmeyi telafi etmeye çalışır. Maddi ve manevi tazminatın toptan ödeme yoluyla ifası mümkündür. Toptan ödeme, aynen veya nakden tazmin yoluyla yerine getirilebilir. Maddi tazminatta hakim, taraflarca bir talep olması halinde, aynen tazmine de hükmedebilir. Somut olayın özellikleri maddi tazminatın ayın, yani mal olarak ödenmesini gerektirebilir. Özellikle tazminat borçlusu taraf, nakit para temininde güçlük çekip de para yerine, taşınır veya taşınmaz malvarlığı değerleriyle tazminat alacaklısını tatmin edebilecek durumdaysa aynen tazmine hükmedebilmesi uygun bir yol olacaktır. Aynen tazmin ya da nakden tazminden hangisinin somut olayda söz konusu olacağını, yani giderin biçimini hakim belirler. Maddi zararın giderilmesi için hükmedilen maddi tazminat sermaye veya irat biçiminde olabilir. Sermaye ya da irat biçiminde tazminatın ödenmesi, ancak nakden tazmininin, yani giderim biçimi olarak zarar görene bir miktar para ödenmesi hususunda söz konusu olur. Sermaye biçiminde tazminde maddi tazminat bir defada, toptan ödenir. İrat biçiminde tazminde ise tazminat belirli zaman aralıklarıyla, dönemli olarak ödenir. Boşanma halinde taraflardan birinin talebi üzerine hakim tarafından hükmedilebilecek maddi tazminat nakit olarak ödenebilir, yani nakden tazmin mümkün olabilir. Bu durumda da nakdi olarak ödenecek maddi tazminatta hakim, toptan ödeme veya irat biçiminde ödeme şekillerinden birine yönelik olarak hüküm kurabilir. Hakim, tarafların yarar ve zararlarını gözetmek suretiyle maddi tazminatın toptan olarak ödenmesine karar verebilir. Toptan ödenmesine karar verilen maddi tazminatın taksitlere bölünerek ödenmesine yönelik hüküm verilemez. Taraflar da talep edilen maddi tazminatın toptan ödenmesi hususunda anlaşabilirler; ancak taraflar arasında bu şekildeki bir anlaşma kendiliğinden hüküm ve sonuçlarını doğurmayacaktır. Taraflar arasındaki bu anlaşmanın geçerliliği, TMK m.184’ün 5. Bendinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, ‘‘Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz’’.  Bu sebeple taraflar arasında maddi tazminatın toptan ödenmesine yönelik bir anlaşma varsa bu anlaşmanın geçerliliği, hakim tarafından onaylanmasına bağlıdır.

İrat Biçiminde Ödeme: Hakim, boşanma halinde maddi tazminatın irat biçiminde ödenmesine de karar verebilir. Hakim, maddi tazminatın irat biçiminde de ödenmesine karar verirken tarafların yarar ve zararlarını değerlendirir. Taraflar da maddi tazminatın irat biçiminde ödenmesi hususunda anlaşabilirler. Hakim tarafından onaylandığı takdirde geçerli olarak kabul edilir. Taraflar arasında herhangi bir anlaşma yoksa maddi tazminat kural olarak Türk parası ile ödenir; ancak taraflar arasında yabancı para olarak ödenmesi hususunda bir anlaşma varsa bu anlaşmaya uymak gerekir.

İrat Biçimindeki Maddi Tazminatın Kesilmesi:  TMK m.176/III’e göre: ‘‘İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır’’. TMK m.176/III hükmü, emredici nitelik taşımaz. Bu sebeple taraflar hükümde belirtilen hususlar gerçekleşse bile maddi tazminatın ödenmesine devam edileceğini kararlaştırabilirler. Boşanma halinde talep edilen manevi tazminat, maddi tazminattan ve yoksulluk nafakasından farklı olarak sadece toptan ödenebilir. Bu sebeple maddi tazminat ve yoksulluk nafakası bakımından TMK m.176/III hükmündeki tazminatın kesilme sebepleri manevi tazminat bakımından uygulanmaz. İrat biçiminde ödenen maddi tazminatın TMK m.176/III’te yer alan bir diğer kesilme sebebi ise tazminat alacaklısının haysiyetsiz hayat sürmesidir. Haysiyetsiz hayat sürme, yaşanılan toplumun değer yargılarına ters düşen, namus, şeref ve onurlu davranışlarla bağdaşmayan bir yaşam biçimini benimsemek ve bu yaşam biçimini devamlılık arz edecek şekilde sürdürmek olanak tanımlanabilir. Haysiyetsiz hayat sürme teşkil edebilecek davranışlara, genelev işletmek, muhabbet tellallığı yapmak örnek olarak verilebilir. Kadının kocası askerde iken başka bir erkekle arkadaşlık etmesi, kadının kocası dışında bir başka erkekle pastaneye, kulübe, gazinoya gitmesi, içki içmesi, kadının kocası dışında bir erkekle tek bir kez dahi olsa evlilik dışı ilişkide bulunmuş olması haysiyetsiz hayat sürmeye eski tarihli kaynaklarda örnek olarak verilmektedir. Evlilik birliğinin devamı esnasında taraflardan birinin devamlılık arz edecek surette evlilik dışı ilişki kurması, haysiyetsiz hayat sürmenin kabulü için kural olarak yeterlidir. Haysiyetsiz hayat sürmenin varlığı için, evlilik dışı ilişkinin birden fazla kişiyle kurulması gerekmez. Bununla birlikte haysiyetsiz hayat sürme teşkil eden fiilin sürekli surette gerçekleştirilmesi gerekir. Fiilin devamlılığının yanı sıra boşanmanın gerçekleşebilmesi için haysiyetsiz hayat sürme teşkil eden fiil sebebiyle evlilik birliğinin devamının çekilmez hale gelmesi de gerekir; ancak böyle bir çekilmezlik koşulu, irat şeklindeki maddi tazminat tarafları için aranmayacaktır.

İrat Biçimindeki Maddi Tazminat Miktarının Değiştirilmesi: Boşanma halinde irat biçiminde ödenmesine hükmedilen maddi tazminat miktarının, hakim tarafından değiştirilmesi de mümkündür. Konuyla ilgili düzenleme, TMK m.176’nın 4. ve 5. fıkra hükümlerinde yer almaktadır. Bu maddeye göre irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminatta tarafların mali durumları değişebilir. Bu durum iradın artırılmasını veya azaltılmasını gerektirebilir. Taraflardan birinin talebi olması halinde, irat biçiminde ödenmesine hükmedilen maddi tazminatın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğine hakim tarafından, tarafların ekonomik ve sosyal durumları göz önünde tutulmak suretiyle karar verilebilir. Boşanma halinde toptan ödenmesine hükmedilen maddi tazminatın ise sonradan artırılması, azaltılması, yani miktarının değiştirilmesi ise mümkün değildir. Boşanma halinde talep edilen manevi tazminatın miktarının ıslahla değiştirilmesi maddi tazminattan farklı olarak mümkün değildir. Tazminat miktarının değiştirilmesi esasen, tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilmesi halinde söz konusu olabilen bir müessesedir. Manevi tazminat ise sadece toptan ödenebildiğinden bu tazminatın miktarının değiştirilmesi mümkün değildir.

Maddi ve Manevi Tazminatta Faiz:  Maddi ya da manevi tazminat, boşanma ile birlikte talep edilmişse boşanmanın fer’i sonuçları arasında yer aldığından, boşanmaya yönelik hükmün kesinleşmesiyle hüküm ifade eder. Bu sebeple faize, boşanma davasının kesinleşmesi tarihinden itibaren başlatılacak şekilde karar verilir. Maddi ve manevi tazminata yönelik taraflardan birinin talebi, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonraki 1 yıllık zamanaşımı içinde de mümkün olabilir. Bu durumda faiz, tazminat talebine yönelik dava tarihinden itibaren başlatılmalıdır. Tazminat talebi, buna yönelik dava devam ederken ıslahla artırılmış olabilir. Bu durumda faize ıslah tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir.

Zamanaşımı: TMK m.178 hükmüne göre; ‘‘Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar’’. Buradaki dava hakları ile kastedilen eşler arasındaki taleplerdir. Çocuklar için talepler TMK m.182-183 kapsamındadır. Bu nedenle de boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren 1 yıldan fazla zaman geçmiş olsa bile çocuklar için nafaka talebi mümkün olabilir.

Görevli Mahkeme: Boşanma halinde maddi ve manevi tazminat talebi boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi boşanma davasına ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren TMK m.178’de düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı içerisinde de talep edilebilir. Tüm bu ihtimallerde tazminat talebi, boşanmanın sonucu niteliğindedir. Tazminat talebi boşanma davasının sonucu niteliğinde ise aile mahkemesi görevlidir. Boşanmanın sonucu niteliğinde olmayan maddi ve manevi tazminat taleplerinde görevli mahkeme çeşitli ihtimallere göre farklılık gösterebilir. Boşanmanın sonucu niteliğinde olmayan maddi ve manevi tazminat taleplerinde taraflar arasında halen evlilik birliği mevcutsa, yani maddi ve manevi tazminat talebi taraflar arasındaki evlilik birliğinin devamı sırasında ileri sürülmüşse aile mahkemeleri görevli değildir. Bu durumda görevli mahkeme, genel hükümlere göre belirlenir. Buna karşılık taraflar arasındaki boşanma kararı kesinleştikten sonra ve fakat TMK m.178’in  düzenlediği 1 yıllık zamanaşımı içerisinde açılan maddi ve manevi tazminat talepleri, Aile Mahkemesinin görev alanına girer.

Yetkili Mahkeme: TMK m.168 hükmünde boşanma ve ayrılık davalarında yetki düzenlenmektedir: ‘‘Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son 6 aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir’’. Buna karşılık maddi/manevi tazminat talebi, boşanmadan ayrı bir davayla ileri sürülmüş veya boşanmanın sonucu niteliğinde olmayan bir talep olarak ileri sürülmüşse Aile Mahkemeleri görevli değildir. Yani boşanma davası kesinleştikten sonra açılacak tazminat davaları bakımından özel bir yetki hükmü öngörülmemiştir. Yetki meselesi de HMK’de yer alan genel hükümlere göre belirlenmelidir. Genel yetkili mahkeme, HMK m.6/I’e göre: ‘‘Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir’’.

Harca Tabi Olup Olmama: TMK m.174 kapsamındaki maddi ve manevi tazminat boşanma davası içinde talep edilmişse harca tabi değildir. Buna karşılık bu talep, boşanma davası içinde değil de bağımsız bir dava ile ileri sürülmüşse harca tabidir. Buna göre boşanma kararının kesinleşmesinden sonra talep edilen maddi/manevi tazminat, harca tabi olacaktır.

Boşanmada Maddi Tazminatın Belirlenmesi

Zarar miktarı belirlendikten sonra, hakim tarafından tazminatın tespiti yapılmalıdır. Tazminatın tespitinde özellikle, tazminattan indirim sebepleri yönünden inceleme yapılmalıdır. Zarar verenin kusurunun ağırlığı, zarar görenin zarar razı olması, zarar görenin ortak ya da kişisel kusuru, zarar verenin hafif kusuruyla yol açtığı zararı tazmin etmesi durumunda yoksulluğa düşecek olması, hakkaniyetin gerektirdiği diğer olaylar tazminattan indirimi gerektirebilir.  Hakim, hakkaniyet düşüncesini gözeterek tazminat miktarını belirlemelidir. Yani tarafların kusurlarını tespit ederken tarafların zarar verici davranışlarını ve zararlı sonucun (boşanma halinde tazminat talebine sebep olan olaylar) meydana gelmesinde katkılarını göz önüne alarak tazminat miktarını belirlemelidir. Bu noktada tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını da gözetmelidir. Kusur belirlemesi yapılmadan maddi tazminata hükmedilmemesi gerekir. Bu durum bir Yargıtay kararında da ‘‘ Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat çoktur.  Maddi tazminat talep eden tarafın kusurlu olan karşı taraftan boşanma halinde talep edebileceği maddi tazminatın; ölçülü, gerçekçi ve amacına uygun bir miktarda olması gerekir. Nitekim TMK m.174/1’de ‘‘…uygun bir maddi tazminat…’’ ifadesi bu gerekliliği doğrulamaktadır. Bu noktada tazminatın, zararın tamamının karşılanması, yani mevcut veya beklenen zedelenen menfaatin tamamını karşılayacak nitelikte olması gerekir. Hakkaniyetin gerektirdiği durumlara örnek olarak, umulmayan bir olayın da boşanmaya sebep olan olaylara katkısı olması ya da tazminat talep eden tarafın çok yüksek gelire sahip verilebilir. Tazminat miktarının belirlenmesinde bu hususlar, somut olayın şartlarına göre indirim sebebi olarak dikkate alınabilir. Tarafların uğradığı zararın ve dolayısıyla tazminatın belirlenmesinde tazminat hukukunun genel olarak benimsenen ilkeleri olan tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının dikkate alınması, paranın satın alma gücü, ekonomik koşullar ve TMK m.4 gereğince hakimin takdir yetkisi ile hakkaniyet ilkeleri de boşanma halinde maddi tazminatın belirlenmesinde dikkate alınır. 

Boşanmada Manevi Tazminat Belirlenirken Dikkate Alınan Hususlar: Somut olayın tüm özellikleri, bu olayın zarar gören üzerinde yarattığı psikolojik etki dikkate alınarak manevi tazminat miktarı belirlenmelidir. İhlalin şiddeti, süresi, sayısı, tarzı, yoğunluğu, kişisel ilişkilere etkisi gibi hususlar da manevi tazminat miktarının belirlenmesinde önem taşır. Boşanma halinde talep edilen manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken diğer husus, kişilik haklarına yönelik kusurlu tarafça gerçekleştirilen saldırının niteliğinin dikkate alınmasıdır. Hakim tarafından verilen tazminat hükmünün, kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın ruhsal dengesini düzeltecek ve duyduğu acıyı dindirecek nitelikte olması gerekir. Hakim tarafından gerekçenin doğru ve ayrıntılı bir şekilde kaleme alınması gerekir. Gerekçede hangi kişilik haklarının nasıl saldırıya uğramış olduğunun da belirtilmesi gerekir. Boşanma halinde talep edilen manevi tazminat miktarı belirlenirken tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının da göz önüne alınması gerekir. Ayrıca, kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın boşanma halinde hükmedilen manevi tazminatla zenginleşmemesi, yani tazminatın bir zenginleşme aracı olarak kullanılmamasına da hakim tarafından dikkat edilmesi gerekir. Boşanma halinde talep edilen manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde hakim tarafından dikkate alınması gereken bir diğer husus, tarafların kusur durumlarının da değerlendirilmesidir. Zira manevi tazminatı talep eden taraf, kusursuz ya da kendisinden manevi tazminat talep edilen tarafa göre daha az kusurlu olabilir. Manevi tazminat miktarının belirlenmesinde somut olayın tüm koşulları göz önünde bulundurulacaktır. Mesela; fiziksel ve ekonomik şiddete uğrayan ve manevi tazminat talep eden tarafın, kendisinden manevi tazminat talep edilen tarafa duygusal şiddet uygulaması durumunda tazminat talebi az kusurlu olunması sebebiyle kabul edilmiş olsa bile ‘‘az kusurlu olduğu hususu’’ tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.

Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Zina Eylemine Katılan Üçüncü Kişinin Kusurunun Etkisi: Sorumluluk hukukunda üçüncü kişinin kusuruna oranla sorumlu kişinin kusurunun daha hafif bir kusur şeklinde görülmesi halinde üçüncü kişinin bu kusuru, indirim sebebi olarak kabul edilebilir. Zina eylemine katılarak aldatan eşin kusurunun, birlikte olduğu üçüncü kişinin kusuruna oranla daha hafif takdir edilebilmesi ve buna bağlı olarak indirim yapılabilmesi ihtimalinin bulunamayacağı söylenebilir. Öncelikle zinaya katılan taraflar, bilerek ve isteyerek yani, kast derecesinde ortak kusurlarıyla hareket etmektedir. Birinin diğerini bu konuda eyleme teşviki gibi hususlar, mesela üçüncü kişinin, aldatan eşi baştan çıkardığın ileri sürmesi kusurun bu derecesine etki edecek nitelikte değildir. Diğer yönden uygulamada, Yargıtay kararları da fiilin kasten gerçekleşmesi gerektiğini ifade ettikten sonra aldatan eşle üçüncü kişiyi bazı kararlarında, birlikte müteselsilen sorumlu tutmaktadır.

Boşanmadan Kaynaklı Maddi ve Manevi Tazminata Hak Kazanma Şartları

1-)  Boşanmaya Karar Verilmiş Olması

Hakim tarafından TMK m.170/I hükmüne göre ayrılığa karar verilmişse bu durumda da maddi/manevi tazminat talep edilemez. Tarafların ayrılığına yönelik bir hüküm varken ayrılık süresi dolduktan sonra boşanma davası açılabilir. Açılan bu boşanma davası neticesinde tarafların boşanmasına karar verilmişse yine boşanmaya dayalı tazminat talebi mümkün olabilir. Yoksa, ayrılık kararına dayalı olarak tazminat talebi TMK m.174 hükmüne göre mümkün değildir. Tazminat talebi, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülmüşse hakimin hem boşanmaya hem de tazminat talebine birlikte hükmetmesi mümkündür. TMK m.181/II’ye göre, boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi durumunda, o eşin mirasçılarından birinin davaya devam edebileceği ve sağ kalan eşin boşanmada kusurlu olduğunun kanıtlanması durumunda ölenin mirasçısı olamayacağı ve boşanmadan önce yapılan ölüme bağlı tasarruflardan yararlanamayacağı düzenlenmiştir. Boşanma kararı verilmeden önce eşlerden birinin ölmesi halinde, evliliğin boşanma kararı ile değil, ölüm sebebiyle sona ermesi söz konusudur. Bu sebeple sağ kalan tarafın, maddi ve manevi tazminat talebi koşullarından biri ortadan kalktığı için bu talebin ölen eşin terekesine yöneltilebilmesi mümkün değildir. TMK m.181/II düzenlenmesi de maddi ve manevi tazminat talebine imkan veremez.

2-) Bir Talebin Bulunması

Boşanmanın mali sonuçları arasında yer alan maddi ve manevi tazminat, boşanmanın fer'i sonucu niteliğindedir. Boşanmanın fer’i sonucu olan tazminata hakim tarafından hükmedilebilmesi için talep gereklidir. Tazminat talebi yazılı ya da mahkemede tutanağa geçirilmek suretiyle sözlü olarak yapılabilir. Tazminat talep edebilecek kişinin bu yönde bir talebi yoksa, hakim tarafından kendiliğinden boşanma halinde maddi tazminata hükmedilemez. Taraflarca açık bir biçimde tazminat talebinin bulunmadığı bildirilmişse hakim, yine maddi tazminata yönelik hüküm tesis edemez. Boşanma halinde maddi ve manevi tazminat talebi, boşanma davası ile birlikte istenebilir. Bunun yanı sıra ayrı bir dava ile istenmesinin önünde de herhangi bir engel yoktur. Bir tarafça açılan boşanma davasına karşı, bir karşı dava ile de tazminat talebinde bulunulabilir. Karşı dava ile talep edilen tazminat, boşanma davasından feragat edilmesi durumunda konusuz kalır. Bu durumda, hakim tarafından, karar verilmesine yer olmadığı şeklinde hüküm kurulmalıdır. Tazminat talebinde bulunan taraf, tazminatın konusunun ne olduğunu, yani maddi tazminat mı, manevi tazminat mı ya da her ikisini birlikte mi talep ettiğini açıkça bildirmelidir. Eğer taraf, sadece tazminattan bahsedip de konusunu bildirmemişse hakim tarafından talebin konusu açıklattırılmalıdır.

İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı sebebiyle kural olarak talep edilen tazminat miktarı değiştirilemeyeceğinden talep edilen tazminat miktarı açıkça ve hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Hakim, tarafların talep ettikleri tazminat miktarı ile bağlı olduğundan talep edilen tazminat miktarından fazlasına hükmetmesi mümkün değildir. Boşanma davasının devamı esnasında manevi tazminata olabilecek birtakım olaylar meydana gelmiş olabilir. Yerleşik Yargıtay uygulaması, bu durumda, yeni olaylar sebebiyle tazminat talep edilemeyeceği yönündedir. Tazminat talebinde değişiklik konusunda, boşanma halinde talep edilen maddi tazminatın, tazminatı talep eden tarafça ıslah hakkının kullanılması suretiyle artırılması mümkündür. Buna karşılık, boşanma halinde talep edilen manevi tazminatın, ıslah hakkının kullanılması suretiyle dahi miktarının artırılması mümkün değildir. Manevi tazminat olarak talep edilen miktar, kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafça bir kez bildirildikten sonra bu miktarın ıslahla değiştirilememesidir. Yoksa manevi tazminat talebinde bulunulması gereken süreyi kaçıran tarafın ıslahla önceden talep etmediği manevi tazminatı talep etmesi mümkündür.

Anlaşmalı boşanmayı düzenleyen TMK m.166 f.3’e göre, evliliğin boşanma sebebiyle son bulması haline ilişkin boşanmanın mali sonuçlarına dair taraflarca kabul edilen düzenlemeyi hakimin uygun bulması gerekir. Hakim taraflar arasındaki bu düzenlemeyi uygun bulmazsa gerekli değişiklikleri yapabilir. Hakim tarafından yapılan bu değişiklikler, taraflarca da kabul edilirse boşanmaya hükmedilir. Anlaşmalı boşanma halinde tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin yapmış oldukları anlaşmayı hakimin onaylaması için tarafların birbirlerinden maddi tazminat, manevi tazminat ya da nafakaya ilişkin taleplerinin herhangi bir duraksamaya yol açmayacak şekilde kaleme alınması gerekir. Taraflar arasındaki anlaşmanın hüküm ifade edebilmesi için hakim tarafından da uygun görülüp onaylanması gerekir. Boşanmaya ilişkin mahkeme hükmünün kesinleşmesinde sonra boşanma sebebiyle tazminat talebi mümkün değildir.

3-) Süre Koşuluna Uyulmuş Olması

Boşanma Davası Sonuçlanmadan Önceki Süre: Boşanmanın sonuçlanmasından önceki süreçte tazminat talebi ancak bunun istenebileceği süreye kadar talep edilebilir. Bu durumda tarafların, dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesine kadar serbestçe maddi tazminat talebinde bulunulması mümkündür. İddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlamaktadır. Bu husus, HMK m.141’de düzenlenmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinde sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra talep edilebilecek maddi/manevi tazminat, zamanaşımına tabidir. Konuyla ilgili düzenleme TMK m.178’de yer alır.

VELAYETİN KAPSAMI, ÇOCUĞUN KORUNMASI, ÇOCUK İLE KİŞİSEL İLİŞKİ

VELAYETİN KAPSAMI

Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar (TMK m.339/I). Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür (TMK m.339/II). Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar (TMK m.339/III). Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz (TMK m.339/IV). Çocuğun adını ana ve baba koyar (TMK m.339/V). Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar (TMK m.340/I). Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel ‘‘engelli’’ olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve mesleki bir eğitim sağlarlar (TMK m.340/II). Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir (TMK m.341/I). Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir (TMK 341/II). Ergin, dinini seçmekte özgürdür (TMK m. 341/III). Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler (TMK m.342/I). İyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler (TMK m.342/II). Vesayet makamlarının iznine bağlı hususlar dışında kısıtlıların temsiline ilişkin hükümler velayetteki temsilde de uygulanır. (TMK m.342/III). Velayet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir (TMK m.343/I). Çocuk, borçlarından ana ve babanın çocuk malları üzerindeki haklarına bakılmaksızın kendi malvarlığı ile sorumludur (TMK m.343/II). Velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip ise ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilir; bu işlemlerden dolayı ana ve baba borç altına girer (TMK m.344). Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır (TMK m.345).

ÇOCUĞUN KORUNMASI

Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır (TMK m.346/I). Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir (TMK m.347/I). Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri alabilir (TMK m.347/II). Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır (TMK m.347/III). Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır. 

TMK m. 348 – Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hakim aşağıdaki hallerde velayetin kaldırılmasına karar verir:

  1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
  2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. Velayete sahip ana veya banın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir (TMK m.349). Velayetin kaldırılması halinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder (TMK m.350/I). Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır (TMK m.350/II). Nafakaya ilişkin hükümler saklıdır (TMK m.350/III). Durumun değişmesi halinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir (TMK m.351). Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa, hakim, re’sen ya da ana ve babanın istemi üzerine velayeti geri verir (TMK m.351/II).

VELAYETLE İLGİLİ İÇTİHATLAR

  • ‘‘… Velayet kamu düzenine ilişkin olup, velayet düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Ana ve baba ile çocuğun yararı çatıştığı takdirde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekir. Boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli etken, çocuğun hayatında kararlılık ve sürekliliğin sağlanmasıdır….Ortak çocuk henüz altı yaşında olup, halen anne ile birlikte yaşamaya devam etmektedir.  Çocuğun üstün yararının tespiti amacıyla düzenlenmiş bulunan dosyada mevcut uzman görüşleri dikkate alındığında; dava konusu küçüğün mevcut yaşam düzeni, anne ile kurduğu bağ, anneden ayrılmaya yönelik duyarlılığı, yaşı ve içinde bulunduğu gelişim döneminin özellikleri, anne varlığının küçüğün psiko-sosyal gelişimi açısından önemi, annenin sergilediği ebeveyn tutumu ve küçüğe yaklaşımı, küçüğün gelişimini destekleyici düzenlemeler yapma yönündeki çabası ve istekliliği, bu isteğindeki samimiyeti göz önüne alındığında velayetin anneye verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş bozmayı gerektirmiştir…’’ (2. HD, 10/09/2019, 2019/587 – 2019/8485).
  • ‘‘…Dosyanın incelenmesinde; temyize konu dava ile birleştirilen geçici velayet düzenlemesine dair dava dosyasında velayete dair alınan sosyal inceleme raporunda ortak çocuklar pedagoga verdikleri beyanlarında babada kalmak istediklerini beyan etmişler, davalı kadın ile görüşülemediğinden pedagog tarafından görüş bildirilemediği beyan edilmiştir. Temyize konu dosyada sosyal çalışmacı tarafından hazırlanan raporda ise ortak çocukların velayetlerinin babaya bırakılmasına dair görüş bildirildiği ancak çocukların görüşlerinin alınmadığı görülmektedir. Alınan her iki raporda tarafların yaşam alanlarına dair inceleme yapılmadığı gibi son alınan raporda çocukların beyanlarına da başvurulmamıştır. Bu sebeple 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. Maddesi, aile mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan inceleme ve rapor istenip; idrak çağındaki ortak çocukların eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki görüşlerinin de uzmanlar tarafından alınması ve toplanan diğer delillerle birlikte değerlendirilmek suretiyle, velayet konusunda bir karar verilmesi gerekirken; bu hususta eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…’’ (2. HD, 03/07/2019, 2019/4310 – 2019/8070).

ÇOCUK İLE KİŞİSEL İLİŞKİ

Ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir (TMK m.323). Bu tür kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir ve engel olunabilir. Çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babadan birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında ya da diğer şekillerde kişisel ilişki kurma imkanı da öngörülebilir. Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas alınır. Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür (TMK m.324/I). Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını ilk fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir (TMK m.324/II). Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir (TMK m.325/I). Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır (TMK m.325/II). Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir (TMK m.326/I). Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır (TMK m.326/II). Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz (TMK m.326/III).

Ortak Velayet Mümkün mü ?

Ortak velayet konusunda yasalarımızda bir hüküm yoktur; ancak bazı mahkemelerce birlikte velayete hükmedilebilmektedir. Birlikte velayet halinde de velayet anne ya da babadan birisine verilecek, diğer tarafla da kişisel ilişki kurulacak; ancak çocuk için önemli kararların alınmasında anne babanın ortak kararı aranacaktır. Mesela; çocuğun eğitimi, önemli sağlık sorunları, yurt dışına gitmesi gibi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25/12/2018 t. 2017/5071 E. 2018/15353 K. sayılı kararı ile onanmış bu konuyla alakalı bir karara göre: ‘‘….Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/15751 E -2017/1737 K. sayılı kararında; ʻʻortak velayetin kamu düzenine açıkça aykırı olduğu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildirˮ diyerek ortak velayetle ilgili karar verilebileceğini belirtmiştir…..Müşterek çocuk yaşı itibariyle idrak çağında olup, sosyal inceleme raporunu düzenleyen uzman ile yaptığı görüşme sırasında ve uzman huzuru ile istinaf duruşmasındaki beyanında açık bir şekilde velayet tercihinde bulunmamış, hafta içinde annesinin yanında kaldığı, hafta sonunda babasının gelip aldığı, son dönemlerde anne ve babasının kendisi ile ilgili aldıkları kararlarda herhangi bir tartışma yaşamadıklarını, her ikisini de sevdiğini, anne ve babasının da kendisini sevdiklerini bildiğini, her ikisiyle de görüşmek istediğini beyan etmiştir. Ek 7 Nolu Protokolün 6684 Sayılı Kanun ile yürürlüğe girmesiyle birlikte usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınacağından (T.C. Anayasası m.90) ortak velayeti engelleyen Türk Medeni Kanununun hükümleri örtülü olarak ortadan kaldırılmıştır….’’ şeklindedir.

Av. Bahar ÇEBİ

Av. Bahar ÇEBİ

Samsun ve ilçelerinde etkili avukatlık hizmeti sunulmaktadır. 1995 Samsun doğumlu avukatımız, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup 2018 yılından bu yana İstanbul ve Samsun’da edindiği tecrübeyle Samsun’da ve ilçelerinde avukatlık ve arabuluculuk faaliyetlerini sürdürmektedir. Başta Aile, Gayrimenkul ve Miras Hukuku olmak üzere tüm alanlarda müvekkillerine çözüm odaklı hizmet vermekte; İngilizce bilgisiyle uluslararası süreçlerde de destek sağlamaktadır.

Hukukta Netlik, Süreçte Güven

Her Davada Strateji, Her Adımda Şeffaflık

Haklarınız İçin Kararlı ve Etkin Savunma

Telefon Numarası
0 538 515 71 65
WhatsApp
0 538 515 71 65
İletişim
Hemen Ara
Yaz

Copyright Her Hakkı Saklıdır