Zina(Aldatma) Sebebiyle Boşanma Davası - Evli Kişi İle İlişkisi Olan Üçüncü Kişiden Tazminat İstenebilir mi ?

Zina(Aldatma) Sebebiyle Boşanma Davası - Evli Kişi İle İlişkisi Olan Üçüncü Kişiden Tazminat İstenebilir mi ?

Zinanın İspatlanması ve Zina Sayılmayan Durumlar

Zina (aldatma), evli bir kadın ya da erkeğin, eşinden başka biriyle kendi rızasıyla kurduğu cinsel ilişkidir. Zina sebepli boşanma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ''Boşanma Sebepleri'' başlığı altında yer almaktadır.

TMK m.161’e göre; “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zinanın üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Zina özel boşanma sebeplerinden biri olmakla birlikte sadakat yükümlülüğüne aykırı bir davranış olduğundan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına da neden olmaktadır. Dolayısıyla bu dava hem özel boşanma nedenine hem de genel boşanma nedenine dayanılarak açılabilir.

Sezgin olmayan eşin başkasıyla cinsel ilişksinde kusur yoktur. Uyuşturucu madde verilerek evli kadının ırzına geçilmesi veya birden çok kişinin birleşerek, kadına zorla tecavüz etmelerinde kadının arzusunun olduğu kabul edilemez. Tehdit veya hayata kast gibi haller nedeniyle eşler zinaya razı olmuşlarsa, kusurun olup olmadığının araştırılması gereklidir.

Zinada sayı şartı yoktur. Yasak ilişkinin bir kez gerçekleşmesi yeterlidir.

Eksik kalkışma zinanın oluşması için yeterlidir.  Ceza hukuku anlamında tamamlanmış bir zinanın varlığının ispatı aranmaz.

Livata ve sevicilik zina değildir. Yine hayvanla cinsel ilişki, ölüyle cinsel ilişki ve cinsel objeyle cinsel ilişki de zina sayılmaz. Yapay döllenme ve aşıkane hareketler ile bakım amaçlı kalma zina sayılmaz.

İktidarsızlık, rahimin olmaması, cinsel soğukluk, tedavi edilemeyen ağız kokusu, ilgisizlik sonucu değiştirmez. Bu sebepler sadakatsizliği meşrulaştırmaz.

Hayata karşı ciddi tehdit ile cinsel birliktelik zina sayılmadığı halde mala karşı yapılan tehdit etkisiyle gerçekleşen cinsel birliktelik zina sayılır. İradi olması aranmaz. Cebir, tehdit, bayıltma veya kadının zorla ırzına geçilmesi halinde kusur koşulu gerçekleşmediği için zina sebepli boşanma davası açılamaz.

ZİNADA DAVA HAKKINI KALDIRAN NEDENLER

1. AF:

Eşlerin bir memuriyete yükseltilmesi, bulunduğu makamı muhafaza etmesi veya herhangi bir çıkar elde edebilmesi için veyahut da boşanma sağlayabilmek maksadıyla eşini cinsi münasebette bulunmaya teşvik ederse, eylemin vukuundan sonra zinaya teşvik eden eşe karşı boşanma davası açılabilir.

Af şarta bağlı olarak da yapılabilir. Örneğin, eşin durumunun düzeldiği takdirde veya aile birliği hayatına aykırı hareketlerden vazgeçmesi halinde eşini affedeceğini bildirebilir. Af üstü kapalı şekilde de olabilir. Eşine bundan böyle normal hareket etmediği takdirde ‘‘seni boşarım’’ demesi gibi.

Hatta eşi ile cinsi münasebete bulunmaya devam etmesi affa delil olamaz. Affın var olabilmesi için eşler arasındaki münasebetin dıştan yabancılar tarafından samimi bir şekilde görülmesi gerekir. Eşlerin birlikte eğlence yerlerine gitmeleri, seyahate çıkmaları, barışma af olarak takdir edilebilir.

Zina davasından vazgeçtikten sonra şiddetli geçimsizlik meydana gelmemişse, zinaya dayanarak boşanmaya karar verilemez.

2. DAVA AÇABİLME SÜRESİ

TMK m.161’de sözü edilen sürelerin geçmesiyle, aldatılan eşin şiddetli geçimsizliğine dayanan bir boşanma davası açması ve geçmiş zina olayını da geçimsizlik nedeni olarak ileri sürmesi mümkündür.

6 aylık sürenin başlaması için zinanın oluşunun kesin olarak öğrenilmesi gerekir. Aldatılan eşin zinadan şüphelenmesi yeterli değildir.

Bir Yargıtay kararına göre, ‘‘Devam eden zinada zamanaşımı olmaz’’. Zinayı öğrenme tarihinin araştırılması icap eder.

‘‘Zina fiili bir kereye mahsus olmayıp, birçok defalar devam etmiş olmasına göre; olayda zamanaşımı başlangıç son fiilin vuku bulduğu tarihin gözönüne alınması gerekir’’.

ZİNANIN İSPATI

Zinanın ispatı için Kanun özel birtakım deliller aramamaktadır. Dolayısıyla, hakimi ikna edecek ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş tüm deliller zinanın ispatı noktasında önemlidir.

● İki kişiyi beraber ya da yemek yerken veya masada birlikte oturur gösteren her video ya da fotoğraf zinayı ispatlamaz. Zinanın kanıtlanması için iki kişiyi beraber göstermekten ziyade aralarında özel bir ilişki olduğunu gösterir nitelikte olması önemlidir.

ZİNA DELİLLERİ

Aldatma kural olarak hukuka uygun her çeşit delille ispatlanabilir. Uygulamada en çok sunulan deliller; Aldatma olgusunu ispatlamak amacıyla bir kereye mahsus yapılmış ses kaydı, video, fotoğraf, otel rezervasyonu, bilgisayar ve internet kayıtları, sosyal medya içerikleri, başka bir nedenle savcılık tarafından başlatılan soruşturma dosyasında bulunan evraklarda zinaya dair ifadeler, kredi kartı ekstreleri, telefon mesajlaşma ve arama kayıtlarıdır. Her olayın özelliğine göre farklı delillerle de zina ispatlanabilir.

Zina tanıkla ispatlanabilmektedir. Tanıktan başka deliller de sunulması zinanın kanıtlanması için daha etkili olur.

Zinada eylemin gerçekleştiğinin kesin olmaya yakın delillerle ispatlanması gerekir. Suçüstü ispat çoğunlukla imkânsızdır. Zinanın varlığı her türlü delille ispatlanabilir. İspat yükü davacıdadır. Uygulamada çoğu kez görüntüye dayanan delillerden zinanın gerçekleştiği sonucu çıkarılır. Bu eylem sonucunda taraflardan biri çocuk doğduğunu iddia ederse DNA ve kan verileri zinayı ispatlamak için kullanılabilir. Yine yurtdışındaki kocanın eşinin gebe kalması, zührevi hastalığa yakalanması, fotoğraf, düğün yapma, mektup, tanık beyanları, kesinleşmiş hükümlülük kararı, soruşturma evrakı vs. delil olarak kullanılabilir.

Zinanın İspatında Ses, Fotoğraf veya Video Kaydının Delil Değeri

Elde edilen ses veya görüntülerin delil olarak kullanılabilmesi için, kayıt aldatmayı ispatlamak amacıyla yapılmış olmalıdır. Kayıtlar bu amaçtan farklı olarak sistematik ve planlı fiillerle elde edilmişse davada delil olarak kullanılamaz. Mesela, aldatıldığını öğrenen eş bunu kanıtlamak için eve görüntü de alan bir ses kayıt cihazı koyup eşinin konuşma ve görüntülerini kaydettiğinde bunu davada delil olarak kullanabilecektir. Ancak, eşinin telefonuna aldatmayı ispatlamak dışında dinleme programı yerleştirip aylarca dinleyerek aldatmayı bu dinleme sonucu öğrenen kişinin elde ettiği ses kaydı delil olarak kullanılamaz. Çünkü, ses kaydı aldatma olgusunun ispatı için değil, sistematik ve planlı bir davranışla eşin özel hayatının izlenmesi için yapıldığından suç teşkil eder.

Yargıtay Uygulamasına Göre Zinanın İspatı

Kadın veya erkeğin yalnızken ortak konuta karşı cinsten birini alması zinanın varlığını ispat eder. 

Eşlerden birinin karşı cinsten biriyle düzenli olarak gece-gündüz telefonda görüşmesi zinanın varlığını ispat eder.

Eşlerden biri evlilik dışı ilişkiye girdiği başka bir kişiden çocuk sahibi olursa zina ispatlanır.

Zinayı ispatlamak uğruna hukuka aykırı delil elde edilmemelidir. Yoksa bu yanlış deliller hem zinanın ispatını sağlamayıp hem de zinayı ispatlamaya çalışan tarafı ceza davasında sanık durumuna düşürebilir.

Zinayla İlgili İçtihatlar

Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Evlilik mahkeme kararıyla son bulmadıkça zina nedenine dayanarak boşanma davası açılabilir. Yani evliliğin batıl olması hakim kararıyla ayrılık kararı verilmiş olması, açılmış bulunan boşanma davası veya başka bir nedenle ayrı yaşıyor olmak gibi nedenler zinayı haklı kılmaz. Zina eyleminin iradi olması gerekir.

  • ‘‘…Davacı erkek eldeki davada davalı kadının zinası sebebiyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek manevi tazminat talep etmiş, mahkemece her ne kadar kadının zinası sebebiyle tarafların boşanmalarına karar verilmişse de davacı erkeğin ızdırap duyduğuna yönelik tanık beyanı olmaması sebebiyle davanın reddine karar vermiştir. Boşanma kararının kesinleşmiş olduğu ve boşanma sebebini oluşturan zina eyleminin davacı erkeğin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşıldığına göre davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…’’ (2. HD, 15/11/2017, 2016/19973 E.- 2017/12711 K.).
  • ‘‘…Davalının, kocası evde yokken zaman zaman geceleyin ‘Kemal’ isimli şahsı eve aldığı, son olarak 26/02/2008 tarihinde geceleyin bu şahsı çağırıp yine eve aldığı, bu son olay nedeniyle konut dokunulmazlığını ihlal etmekten bu şahıs hakkında kamu davası açılıp cezalandırılmasına karar verildiği, Tire Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/211 esas sayılı dosyasından ve bu davada dinlenen tanıklar Filiz ve Perihan’ın beyanlarından anlaşılmaktadır. Davalının kocası işte iken geceleyin bir erkeği eve alması zinaya delalet eder. Türk Medeni Kanununun 161. maddesindeki boşanma sebebi gerçekleşmiştir. O halde, davalının zinası sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır…’’ (2. HD, 07/06/2010, 2009/9847-2010/11195).
  • ‘‘...Zina eylemi devam ettiğinden hak düşürücü sürenin başlaması söz konusu olmadığı gibi; kadının kocasının davranışına başlangıçta ses çıkarmaması, bu davranışı onayladığı anlamına gelemez…’’ (2. HD, 08/10/2012, 2012/6214-23989).
  • Kadının, bir başka erkekle birlikte yaşaması zinanın varlığına delalet eder. (2. HD, 16.09.2019, 2019/1740-8744).
  • ‘‘…Mahkemece evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak boşanma kararı verilmiş, zina sebebiyle açılan boşanma davası yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkeme, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup; her bir talep hakkında ayrı ayrı verilen hükmü, kararın sonuç kısmında göstermesi gerekir (HMK m.26). O halde davacı-karşı davalı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, bu husus üzerinde durulmadan karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…’’ (2. HD, 03.07.2017, 2017/2992-2017/8145).
  • ‘‘…Davalı davacı erkeğin evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı davası bulunmadığı gibi bu konuda yapılmış bir ıslah da bulunmamaktadır. Bu durumda, davalı-davacının davası münhasıran zina (TMK m.161) hukuki sebebine dayalı olduğuna göre, delillerin bu çerçevede değerlendirilerek, sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…’’ (2. HD, 12.01.2017, 2016/25409-2017/310).
  • ‘‘…b- Davacı (karşı davalı), TMK m.166/1. Maddesinde yer alan ‘‘evlilik birliğinin temelinden sarsılması’’ sebebiyle boşanma davası açmış, yargılama sırasında 10.12.2013 tarihli oturumda dava sebebini, ‘‘zina’’ olarak ıslah etmiştir. Davalı-karşı davacı(nın) bir başka kadınla ilişkisinin olduğu, bu kadını ayrı yaşadıkları dönemde ortak konuta getirdiği, tanıkların beyanları ve dosyaya sunulan, zinaya muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren fotoğraflardan anlaşılmaktadır. Toplanan deliller zinanın sübutuna yeterlidir. O halde, tarafların zina (TMK m.161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken hatalı nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…’’ (2. HD, 10.06.2015, 2014/21921-2015/12332).
  • ‘‘ …Davacı, davalının zinası nedeniyle hem özel hem de genel sebebe dayanarak boşanma talep edebilir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı dava kabul edilmiş, zina nedenine dayalı boşanma konusunda ise bir karar verilmemiştir. Zina hukuki sebebine dayalı taleple ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…’’ (2. HD, 04.06.2015, 2014/26400-2015/11712).
  • Zina, olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine kademeli olarak dayanılmış ise, zinanın ispatlanması halinde, bu sebeple boşanma kararı verilmesi gerekir. Böyle bir durumda artık genel boşanma sebebinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaz ve bununla ilgili ayrıca bir hüküm oluşturulması da gerekmez. (2. HD, 14.05.2015, 2014/24287-2015/10320).
  • ‘‘…Yapılan yargılama ve toplanan delillerle, tanık beyanları, dosyaya sunulan telefon kayıtlarından davacı-davalı erkeğin bir başka kadınla birlikte yaşadığı gerçekleşmiştir. Esasen mahkemece de davalı-davacı erkeğin sadakatsizlik olarak nitelendirilebilecek bir ilişki içerisinde olduğu da kabul edilmiştir. Bu durumda davalı-davacı erkeğin zinası ispatlanmıştır. (2. HD, 07.04.2015, 2014/18386-2015/6854).
  • Zina sebebine dayanan boşanma davalarında, yasada öngörülen hak düşürücü süre, süre gelen eylemlerde, son eylemin bittiği tarihten itibaren başlar. (2. HD, 15.09.2014, 2014/17689-2014/17318).
  • Münhasıran genel boşanma sebebine dayalı olarak açılan bir boşanma davasında özel boşanma sebebine (TMK m.161) dayalı olarak karar verilmesi mümkün değildir. (2. HD, 16.10.2014, 2014/8735-2014/199949.
  • ‘‘…Dosyaya sunulan fotoğraflar, davalı tarafından karşı konulmayan bilgisayar çıktıları ve tanık beyanlarıyla, davalının asistanı olarak çalışan S.’le karı-koca gibi birlikte yaşadığı gerçekleşmiştir. Esasen mahkemece de davalının sadakatsizliği sabit görülmekle, bir başka kadınla yaşadığı örtülü olarak kabul edilmiştir. Bu durumda davalının zinası ispatlanmıştır. Bu bakımdan davanın kabulüyle tarafların TMK m.161 gereğince boşanmalarına karar verilmesi gerekirken yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru bulunmamıştır…’’ (2. HD, 27.03.2013, 2012/22511-2013/8420).
  • Kadının gece geç saatte, eşinin olmadığı bir zamanda eve yabancı erkek alması meşru bir amaca yönelik olduğu kanıtlanmadıkça zinanın varlığına delalet eder. (2. HD, 28.09.2010, 2009/11464-2010/15575).
  • Başka kadınlarla aynı otel odasında kalma halinde zina gerçekleşmiş olur. (2. HD, 19.01.2012, 2010/22120-2012/670).
  • ‘‘…Davalı-davacı tarafından açılan birleştirilen boşanma davası, münhasıran zina (TMK m.161) sebebine dayanmaktadır. Bu husustaki tanık beyanları, tarafların ortak çocuğu Z.’den duyduklarına ve başkalarının aktardıklarına dayanmakta olup sabit kabul edilemez.'' (2. HD, 20.09.2010, 2009/13782-2010/14935).
  • ‘‘Tarafların ilk boşanma davasının reddedilmesinden sonra bir araya gelip barıştıkları ve evlilik birliğini 3-4 ay kadar devam ettirdikleri, ikinci açılan boşanma davasında verilen kararla hükmen belirlendiğine göre, bir araya gelip evlilik birliğinin devam ettirilmiş olması, önceki olayların hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Bundan sonra da erkeğin kadının kişilik haklarına tecavüz niteliğinde maddi bir hadise bulunmamaktadır. Bu bakımdan kadın lehine manevi tazminat takdiri yasaya aykırıdır’’. (2. HD, 15.02.2005 1024-2071).

Evli kişi ile ilişkisi olan üçüncü kişiden tazminat istenebilir mi ?

Bu noktada öğretide ve Yargıtay’ın farklı tarihli kararlarında farklı görüşler bulunmaktadır. Yargıtay’ın zina durumunda üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilmesinin mümkün olup olmadığı ile ilgili çeşitli kararları bulunmaktadır. 2010 yılında verdiği bir kararında Yargıtay, evli kişi ile ilişkisi bulunan üçüncü kişiden tazminat talep edilebileceğine hükmetmiştir. Anılan kararında Yargıtay, söz konusu zina fiilinin diğer eşin kişilik haklarına saldırı teşkil dip etmediği, eğer saldırı teşkil ediyorsa üçüncü kişinin bundan sorumlu olup olmadığından hareket etmektedir. Karara konu olan olayda zina fiilini gerçekleştiren eş vefat etmiş, manevi tazminat davası bu eyleme katılan üçüncü kişiye karşı açılmıştır. Yargıtay, zina fiilini gerçekleştiren eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini kararında belirtmektedir. Bunun yanı sıra evli bir kişi ile evli olduğunu bilerek ilişkiye giren üçüncü kişinin, sadakatsizlik eylemine katıldığından bahisle, ahlaka aykırılık sebebiyle meydana gelen haksız fiilden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarına hükmetmiştir. Yargıtay, karar konu olan olayda haksız fiili TBK m.49/II’ye dayandırmaktadır. Dolayısıyla haksız fiilin kasten gerçekleştirilmesi gerekir. Bu, içinde bilme ve isteme unsurlarını barındırır. Kararda yapılan değerlendirme ise sadece evli olduğunun bilinmesi, yani bilme unsuru ile ilgilidir. Bunun yanı sıra zina fiiline katılan üçüncü kişinin evli olduğu hususunu bilmiyor; ancak gerekli dikkat ve özeni göstermiş olsaydı bilebilecek durumda bulunsaydı ne olacağı konusunda kararlarda bir açıklık yoktur. HGK’nun bu kararından sonra, Yargıtay 4. HD ise çeşitli kararlarında zina fiiline katılan üçüncü kişiden tazminat talep edilemeyeceğine hükmetmiştir. 4. HD kararlarında sadakat yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün ihlalinin tek taraflı olduğu, yani evlilik birliği içerisinde ve eş sıfatına bağlı olduğu ve dolayısıyla bu yükümlülüğün ihlalinde müteselsil sorumluluk olmayacağı ifade edilmiştir. Anılan kararlarında 4. HD üçüncü kişinin zina fiiline katılmasını genel hükümlere göre de haksız fiil olarak görmemektedir. Zira daire kararlarına göre bu durumda tazminat talep eden tarafın, kişilik hakları zina fiiline katılan üçüncü kişi nedeniyle zarar görmemiştir. Buna karşılık 4. HD’nin üçüncü kişiden zina fiili dolayısıyla tazminat talep edilemeyeceğine ilişkin kararlarının büyük bir bölümünün karşı oyunda HGK kararları ile uyumlu gerekçelere yer verilmiştir. 4. HD’nin zina fiiline iştirak eden üçüncü kişiden manevi tazminat talep edilemeyeceğine ilişkin bu görüşü öğretide de kendisine destek bulmuştur. Bu görüşü savunanlara göre, sadakat yükümlülüğü ihlalinden yola çıkılarak sadece üçüncü kişinin değil, eşlerin de üçüncü kişilerle ilişki kurması engellenemez. Aksi durum, kişinin özgürlüklerini normun koruma amacına aykırı olarak sınırlar. Bu görüşe göre, eşin üçüncü kişiyle ilişki kurması dahi haksız fiile vücut vermezken üçüncü kişinin fiilinin haksız fiil olarak kabul edilerek tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Yargıtay 4. HD’nin bu kararlarından sonraki tarihlerde Yargıtay HGK çeşitli kararlarında belirttiğimiz ilk HGK kararına benzer gerekçelerle zina fiiline katılan üçüncü kişiden tazminat talep edilebileceğine hükmetmiştir. Yargıtay kararlarında ele alınan temel sorun, zina fiilinin haksız fiil teşkil edip etmeyeceği ve sadakat yükümlülüğünün kapsamının belirlenmesidir.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, son olarak verdiği kararında, evlilik birliğinin devamı esnasında eşlerden birinin evli olduğu hususunu bilerek onunla birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat talep edemeyeceğine hükmetmiştir. Bu sebeple artık zina durumunda üçüncü kişiden tazminat talebi mümkün olamayacağından genel hükümlere göre de bir belirleme ve değerlendirme yapılamayacaktır.

  • ‘‘ Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağı gözetilmelidir(TBK m.58 – TMK m.161, 185/3)’’ (YİBGK 06.07.2018 5-7).
  • ‘‘ TBK’nın 49/2, 58. maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir (TMK m.24,25). Yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir’’ (4. HD, 14.02.2019, 60629-707). 
Av. Bahar ÇEBİ

Av. Bahar ÇEBİ

Samsun ve ilçelerinde etkili avukatlık hizmeti sunulmaktadır. 1995 Samsun doğumlu avukatımız, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup 2018 yılından bu yana İstanbul ve Samsun’da edindiği tecrübeyle Samsun’da ve ilçelerinde avukatlık ve arabuluculuk faaliyetlerini sürdürmektedir. Başta Aile, Gayrimenkul ve Miras Hukuku olmak üzere tüm alanlarda müvekkillerine çözüm odaklı hizmet vermekte; İngilizce bilgisiyle uluslararası süreçlerde de destek sağlamaktadır.

Hukukta Netlik, Süreçte Güven

Her Davada Strateji, Her Adımda Şeffaflık

Haklarınız İçin Kararlı ve Etkin Savunma

Telefon Numarası
0 538 515 71 65
WhatsApp
0 538 515 71 65
İletişim
Hemen Ara
Yaz

Copyright Her Hakkı Saklıdır