Çalışma Saatleri: 08:00 - 19:00
Bazı hallerde, tapu sicili kayıtlarının ve özellikle tescillerin gerçek hak durumuna uygun düşmemesi mümkündür. Bu uygunsuzluk, yani tescilin geçersizliği(yolsuzluğu), hukuki sebebin hiç mevcut olmaması; hukuki sebebin ehliyetsizlik, şekil şartına aykırılık, muvazaa, irade sakatlığı, temsil yetkisinin bulunmaması yüzünden geçersiz olması; tescile esas teşkil eden idari işlemin (kararın) iptal edilmesi; tasarruf yetkisinin yokluğu; yetkili kişi tarafından tescil talebinde bulunulmamış olması gibi bir durumdan ileri gelebilir.
Hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın, yolsuz tapu sicili kayıtlarının en kısa zamanda düzeltilmesinde gerçek hak sahibinin önemli yararları vardır. Zira;
Bütün bu sakıncaları ortadan kaldırabilmek için, gerçek hak sahibi yolsuz tapu kaydının düzeltilmesi konusunda kayıt lehdarından yardım isteyebilir. Lehine yolsuz tescil yapılmış olan kişi bu talebi kabul ederse, tarafların yazılı taleplerine (olurlarına/anlaşmalarına) istinaden gerekli düzeltme yapılır. Buna karşılık o düzeltme talebini kabul etmeyecek olursa, artık tapu kaydının dava yoluyla düzelttirilmesi gerekir. Zira, tapu sicilinde herhangi bir düzeltme (tashih) işleminin yapılabilmesi için, kural olarak mahkeme kararına dayanılması zorunludur. Başka bir ifadeyle, kanunun öngördüğü istisnalar haricinde, mahkeme tarafından verilmiş bir karar mevcut olmadıkça tapu sicili kayıtlarında düzeltme yapılması mümkün değildir. Medeni Kanun m.1027/1’e göre, ‟ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilirˮ.
Gerçek hak durumuna uygun düşmeyen (yolsuz) tapu sicili kayıtlarının düzeltilmesi (gerçek hak durumuna uygun hale getirilmesi) amacıyla açılabilecek ‟tapu sicilini düzeltme davasıˮ, esas itibarıyla Medeni Kanun m.1025’te düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, ‟bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir(f.1). İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları ayni haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır (f.2)ˮ. Uygulamada, tapu siciline yanlış geçirilmiş ad, soyadı ve cinsiyet kayıtlarının düzeltilmesi için açılan davalar da Medeni Kanun m.1027. maddesine dayandırılmaktadır. Tapu sicilini düzeltme davası, kural olarak mülkiyet veya bir sınırlı ayni haktan kaynaklandığı için ayni nitelik taşır. Dolayısıyla, herhangi bir hak düşümü veya zamanaşımı süresine tabi değildir. Dava çeşitleri bakımından ise, bu davanın genellikle bir ‟tespit davasıˮ olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle, öğretide, taşınmazın geri verilmesini sağlamak için düzeltme (tashih) davasıyla birlikte veya ondan sonra istihkak davasını açmak gerektiği ifade edilir.
─ Siciller açısından bakıldığında, bu dava, kural olarak ana (asli) sicillerden tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğünde yer alan işlemler için açılır.
Ancak, tapu kütüğünde diğer ana sicillere (mesela yevmiye defterine veya resmi belgelere) yollama yapılmışsa, böyle bir durumda, güven (kamu itimadı) ilkesinden yararlanacaklarından, bunlar için de tapu sicilini düzeltme davası açılabilecektir. Güven ilkesinden yararlanan plan bakımından da aynı esas geçerlidir. Buna karşılık, tapu sicilinin ayni haklara tesir etmeyen yardımcı (fer’i) sicilleri ile tapu kütüğündeki taşınmazların vasıflarını gösteren kayıtlar hakkında düzeltme (tashih) davası açılamaz.
─ İşlemler açısından bakıldığında ise, tapu sicilini düzeltme davası esas itibarıyla ‟yolsuz nitelik taşıyan tescil ve terkin işlemleriˮ için açılır.
Medeni Kanun m.1025/1’e göre, ‟bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden ayni hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilirˮ.
Tapu sicilini düzeltme davasının açılabilmesi için gerekli tek şart ‟yolsuz (gerçek hak durumuna uygun düşmeyen) bir tapu sicili işleminin (tescil veya terkinin) bulunmasıˮdır. Bu açıdan, hukuki sebebi bulunmayan, geçersiz bir hukuki sebep dayanan veya usulüne uygun şekilde yapılmamış olan, mesela yetkili kişinin talebine dayanmayan her türlü tescil işlemi yolsuzdu. Tescile dayanak oluşturan işlemin geçersizliğine yol açan sebep de önemli değildir. Geçersizlik, işlemi yapanın fiil ehliyetinin bulunmamasından, genel ahlak ve adaba aykırılıktan, şekil şartına uyulmamasından veya muvazaadan kaynaklanabilir.
Hukuki sebebin, yanılma (hata), aldatma (hile) veya korkutma (tehdit) gibi iradeyi sakatlayan bir sebep veya aşırı yararlanma (gabin) yüzünden daha sonra iptal edilmesi de tescili yolsuzlaştırır. Aynı esas, tescile dayanak oluşturan idari işlemin (imar uygulamasının) idari yargıda tarafından iptal edilmesi durumunda da geçerlidir. Uygulamada, vekil ile ondan taşınmazı alan kişi arasında kötüniyetli el ve işbirliği bulunmak kaydıyla, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı hallerde de düzeltme (tapu iptali ve tescil) davasının açılması kabul edilmektedir.
Davacı: Maddi hak durumu ile şekli hak durumu arasında uygunsuzluk bulunan kişi, yani gerçek hak sahibidir. Bu da, yolsuz tescil dolayısıyla zarara uğrama tehlikesine maruz malik veya sınırlı ayni hak sahibidir.
Dava devam ederken davacının ölmesi mümkündür. Böyle bir durumda, sayıları birden fazla olduğu takdirde davaya bütün mirasçıların katılımının sağlanması gerekir.
Paylı (müşterek) mülkiyette, her paydaş kendi payı için bağımsız olarak bu davayı açabilir. Eşyanın tamamına ilişkin bir davanın ise paydaşlar tarafından birlikte açılması gerekir. Elbirliği mülkiyetinde (iştirak halinde mülkiyette) de, tapu sicilini düzeltme davasını maliklerin birlikte açmaları zorunludur. Ayni hakları dolaylı bir şekilde ihlal edilmiş kişilerin de bu davayı açabilecekleri kabul edilmektedir. Mesela, rehin hakkı sahibi, hakim taşınmaz lehine mevcut olup da yolsuz bir şekilde terkin edilmiş geçit veya kaynak irtifakının düzeltilmesini isteyebilir.
Buna karşılık, salt alacak hakkı sahibi olan kişiler bu davayı açamazlar. Mesela, muvazaalı devirlerde, alacaklıların İcra ve İflas Kanunu hükümlerine istinaden iptal davası açma imkanları var ise de, Medeni Kanun m.1025’e istinaden düzeltme davası açmaları mümkün değildir. Uygulamada, haklı olarak, bu tip alacaklıların sadece haczin teşmilini isteyebilecekleri kabul edilmektedir.
Davalı: Tapu sicilini düzeltme davasında ‟davalıˮ, gerçek hak sahibi olmadığı halde tapuda hak sahibi görünen veya yolsuz terkinden yararlanan kişidir. Bu açıdan, onun iyi veya kötüniyetli olması önem taşımaz. Davalı ölmüşse mirasçıları aleyhine dava açılır.
Lehine yolsuz tescil yapılmış kişiden hakkı devralan üçüncü kişi aleyhine de, kötüniyetle olması kaydıyla tapu sicilini düzeltme davası açılabilir. Buna karşılık, devralan iyiniyetli ise, artık ona karşı tapu sicilini düzeltme davası açılamaz. Böyle bir durumda, sadece malik olmadığı halde taşınmazı devreden veya üzerinde sınırlı ayni hak kuran kişiye karşı, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeye dayanan tazminat davası açılabilir.
Yolsuz olarak terkin edilmiş bir ayni hak için dava açılacaksa, malik ile birlikte yolsuz terkinden yararlanan diğer sınırlı ayni hak sahipleri de hasım gösterilmelidir. Yolsuz tescilin konusu paylı (müşterek) mülkiyet ise, sadece paya ilişkin bir dava paydaş aleyhine açılabilir. Taşınmazın tümünü konu alan bir davanın bütün paydaşlar aleyhine açılması gerekir. Elbirliği mülkiyetinde (iştirak halinde mülkiyette) de yine davada bütün malikler hasım gösterilmelidir. Çünkü, tapu sicilini düzeltme davasının bölünmesi mümkün değildir.
Şerhlerde, dava lehine yolsuz olarak şerh yapılmış kişi aleyhine açılır. Haksız olarak terkin edilmiş bir şerh için dava açılacaksa, davalı maliktir. Beyanlarda da aynı esas geçerlidir.
Gerçek hak sahibinin adının veya soyadının yanlış yazıldığı hallerde de tapu kütüğünün düzeltilmesi gerekir. Uygulamada, bu tip isim ve soyadı düzeltilmesine ilişkin davalar için tapu müdürlüğüne husumet yöneltilmektedir. Yargıtay’a göre, bu tip davalarda tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım durumunda olduğu için yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmalıdır.
Tapu sicilini düzeltme davası ayni bir dava olduğu için, yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak, dava birden çok taşınmaza ilişkin ise, taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilir. Burada kesin yetki söz konusu olduğundan aksi yönde kararlaştırma yapılamaz. Mahkeme tarafından da re’sen nazara alınır. Görevli mahkeme ise, dava konusu şeyin (müddeabihin) değeri ne olursa olsun asliye hukuk mahkemesidir.
Tapu sicilini düzeltme davasında ispat yükü davacının üzerindedir. O, davayı kazanabilmek için ya mevcut tapu sicili işleminin (mesela tescilin) yolsuz olduğunu, ya da hakkının tapu kütüğünden haklı bir sebebe dayanılmadan terkin edildiğini ispatlamak zorundadır. Üçüncü kişi durumundaki yeni hak kazanan (müktesip) aleyhine dava açılıyorsa, onun kötüniyetli olduğunu ispatlayacaktır. Davacıya karşılık, davalı da bazı savunma yollarına müracaat edebilir. Bu amaçla onun, iptal edilebilir nitelik taşıyan bir satış sözleşmesinde sözleşmeyi iptal süresinin geçirilmiş olduğunu; davacının açtığı davanın hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini; iyiniyet esası çerçevesinde veya zamanaşımı sonucunda ayni hakkı kazanmış olduğunu ileri sürmesi mümkündür.
Tapu sicilini düzeltme davası, istihkak davasının bir sonucu ve uzantısıdır. Bu nedenle, istihkak davası gibi tapu sicilini düzeltme davası da bir ayni hakka dayalı olarak açıldığı zaman ayni nitelik taşır ve zamanaşımına uğramaz; hukuk düzeninin öngördüğü istisnalar hariç, hak düşümü süresi de yoktur. Kural olarak her zaman açılabilir. Ancak, iyiniyet esasına istinaden veya zamanaşımı yoluyla ayni hak kazanılan haller ile hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olduğu hallerde artık tapu sicilini düzeltme davası açılamaz. Buna karşılık, yolsuz şekilde terkin edilmiş bir alacak hakkı sahibinin şerh süresi içinde dava açması gerekir. Tapu sicilini düzeltme davasının her zaman açılabileceği kuralına bir istisna 3042 sayılı Kadastro Kanunu m.12/3 ile getirilmiştir. Bu hükme göre, ‟tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamazˮ. 10 yıllık süre hak düşürücü nitelik taşıdığı için, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir; hakim tarafından da kendiliğinden (re’sen) nazara alınır.
Davacı, mahkemenin kararına dayanarak tapu kütüğünü düzelttirebilir. Bunun için mahkeme tarafından ayrıca talimat verilmesine gerek yoktur.
İster ilgililerin talebi üzerine, ister tapu memurunca re’sen, isterse mahkeme kararıyla olsun, düzeltme (tashih), yanlış kayıtların okunacak şekilde kırmızı mürekkeple çizilmesi ve ilk boş sütuna doğrusunun yazılması suretiyle gerçekleştirilir. Kazıntı, silinti, satır aralarına veya sayfa kenarına çıkıntı veya kayda ek yapılmak suretiyle düzeltme yapılamaz. Yevmiye defterine kaydedilerek yapılan düzeltmelerde tarih ve yevmiye numarası, düzeltmeler siciline kaydedilerek yapılanlarda ise bu sicilin numarası düzeltilen işlemin üzerine ‟D.S.ˮ şeklinde başlayarak yazılır. Ayrıca, düzeltme ile ilgili belgeler taşınmaz mala ait dosyada saklanır. Düzeltme, hakkın tapu kütüğünde görünmemesinden kaynaklanan sakıncaları ortadan kaldıracağı gibi, hak sahibine de hakkı üzerinde tasarruf etme imkanını yeniden kazandırır. Ancak, tapu sicilini düzeltme davası sonucunda gerçekleştirilmiş bir düzeltmeye rağmen, düzeltmenin yapılmasına kadar geçen süre içinde iyiniyetle sınırlı ayni hak kazanmış kişilerin kazanmaları korunur.
Kadastro teknisyenleri tarafından yapılmış olan kadastro tespitlerine itiraz edilebilir. İtiraz, kadastro tutanağı düzenlendikten sonra, ‟kadastro ekibinin çalışma alanında parselleri sınırlandırma ve tespit işlerini bitirdiğine ve ölçülecek taşınmaz kalmadığına dair tutanağını düzenlediği tarihe kadarˮ yapılabilir. Kadastro tespitine itiraz kadastro müdürüne veya kadastro teknisyenlerine verilen bir dilekçe ile yapılabileceği gibi, kadastro tutanağına yazdırılmak suretiyle de yapılabilir. İtiraz edebilecek olanlar, adına tespit yapılanlar ile itirazda hukuken korunmaya değer herhangi bir menfaati bulunan kişilerdir. İtirazın, iradi veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılması mümkündür. Ancak, böyle bir durumda vekaletnamenin ve kanuni temsile ilişkin belgenin teslimi zorundadır. İtiraz kadastro teknisyenlerine yapılmışsa, itirazla ilgili tutanak ve ekleri itiraz tarihinden itibaren en geç 10 gün içinde kadastro komisyonuna intikal ettirilmek üzere kadastro müdürüne teslim edilir. Kadastro müdürlüğüne ulaşan bütün itirazlar, geliş sırasına göre itiraz defterine kaydedilir ve itirazla ilgili olarak yapılan işlemler bu defterde gösterilir. Herhangi bir belgeye dayanmayan itirazlar müdürlük tarafından komisyona intikal ettirilmez ve bu husus bir yazı ile ilgilisine duyurulur. Bu duyuruda, askı ilanı süresi içinde kadastro mahkemesine dava açabileceği de bildirilir. Zira, kadastro tespitine karşı yapılacak itirazın bir belgeye dayanması zorunludur. Herhangi bir belgeye dayanmayan itirazlar incelenmez.
İtirazın konusu da iki şekilde olabilir:
─ Tespite esas alınan belgenin geçersiz olduğunun ileri sürülmesi.
Bu duruma örnek olarak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 13/B,c uyarınca tapu kaydının geçersiz hale gelmesi, parmak iziyle düzenlenen senetlerin HMK’nun öngördüğü şekle uygun olmaması veya belgelerin sahte olması gösterilmiştir.
─ Tespit bir belgeye veya bilirkişi beyanlarına dayalı olarak yapılmakla birlikte taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişinin de belgeye dayanması.
Böyle bir durumda, itiraz eden kişinin ibraz ettiği belgelere karşı tanık dinlenemez.
Kadastro komisyonu tarafından sadece bu iki halde yapılan itirazlar incelenir. Komisyonun incelemesi, belgenin hukuki durumu (geçerliliği) ve itiraz konusu taşınmaza ait olup olmadığı hususu ile sınırlıdır. Komisyon gönderilen tutanaktaki bilgilerden, gerektiğinde tutanakta beyanları alınan kişilerin de görüşlerinden yararlanmak suretiyle hak sahibini belirler. Kadastro komisyonu, kendisine intikal eden itirazlı tutanakları, intikal tarihinden itibaren 1 ay içinde veya gerekçe göstermek suretiyle en geç çalışma alanında kadastro ekibinin faaliyeti tamamlanıncaya kadar sonuçlandırır. İtirazların karara bağlanmasından sonra yapılacak itirazlar ise ayrıca incelenir ve yeniden komisyon tutanağı düzenlenir. Ancak, askı cetvellerinde bütün itirazlar incelenerek en son durum gösterilir. Kadastro komisyonu tarafından yapılan inceleme sonucunda gerçek hak sahibi belirlenir ve eski tutanağın yerine kaim olmak üzere yeni bir ‟komisyon tutanağıˮ tanzim edilir. Bu tutanak, komisyon üyeleri ile bilgilerine başvurulan kişiler tarafından imzalanır. Komisyon üyeleri arasında görüş ayrılığı bulunursa, böyle bir durumda tutanak oy çokluğuna dayalı olarak hazırlanır. Komisyon tarafından düzenlenen tutanakların sonucu ‟itiraz ret veya kabul edildiˮ şeklinde askı ilanında belirtilir. İtiraz eden kişi, itirazının sonucu hakkında bilgi almak için doğrudan başvurursa, sonucun askı ilanında açıklanacağı hatırlatılır. Aynı kuvvet ve mahiyetteki belgelerin uygulanmasında sonuca varılamayan veya çözümü kanunlarla mahkemelerin takdirine bırakılan konularda, gerekçe gösterilmek suretiyle düzenlenecek komisyon tutanağı ekleri ile birlikte kadastro mahkemesine devredilir.
Kadastro müdürü, kadastro tutanaklarına göre yapılmış olan tespitlere dayanarak ‟askı cetvelleriˮni düzenler. Askı cetvellerinde taşınmazın ili, ilçesi, mahallesi veya köyü, sokak veya mevkii, pafta, ada ve parsel numarası, cinsi, yüzölçümü, emlak vergisi değeri, kadastro harcı tutarı ve oranı, tespit malikinin adı, soyadı, baba adı, yerleşim yeri, adresi ve hisse miktarı, mülkiyetin dışındaki ayni haklar, şerhler, beyanlar ve ilandan önceki itirazların sonucu yer alır.
Kadastro müdürü, askı cetvellerini ve pafta örneklerini müdüriyette, taşınmazların bulunduğu köy ve mahalle muhtarının çalışma yerinde ve ayrıca belediye teşkilatı varsa, sadece ilan cetvelinin bir örneğini belediye başkanının göstereceği yere aynı günde astırarak ‟30 günˮ süreyle ilan ettirir. 30 günlük askı ilanı süresi, tutanağın akıya çıkarıldığı gün değil ve fakat ertesi günden itibaren işler. Üç ayrı yerde de ilan yapıldığına dair tutanak düzenlenir. İlanlar aynı günde yapılamadığı takdirde, son ilan tarihi hepsinde esas alınır. İlanda, itirazı olanların 30 günlük ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde dava açabilecekleri belirtilir ve ayrıca kadastro harçları da gösterilir.
30 günlük askı ilanı süresi içinde hakkında kadastro mahkemesine dava açılan tutanakların kesinleşmesi engellenmiş olur. Kadastro mahkemesi, daha önce değinilmemiş esaslar çerçevesinde davayı yürütür ve karara bağlar. Böyle bir dava sonucunda verilen karar kesinleşirse, anlaşmazlık mutlak anlamda çözümlenmiş sayılacağından yeniden dava açılamaz. Buna karşılık, hakkında kadastro mahkemesinde dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler,‟30 günlük ilan süresinin bitimini takip eden gün itibarıylaˮ kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleştirilirler. Artık, bu kayıtlar üzerinde teknik hataların düzeltilmesi hariç müdürlük tarafından değişiklik yapılamaz. Kesinleşen tutanakların, ‟kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyleˮ en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine ada ve parsel numarasına göre tescilleri yapılır. Davalı oldukları için kadastro mahkemesine intikal etmiş bulunan taşınmaz malların kütük sayfaları boş bırakılır. Davanın esas numarası, kütük sayfasının beyanlar hanesinde kurşun kalemle belirtilir. Kesinleşerek tescilleri yapılan tutanaklar ile kadastro mahkemesine gönderilmeleri yüzünden suretleri alıkonulan davalı taşınmazlara ait tutanaklar ve tapu kütükleri, diğer belgelerle birlikte kadastro müdürlüğü tarafından ilgili tapu sicil müdürlüğüne bir cetvele bağlı olarak devir ve teslim edilir.
Kadastro tutanaklarında yer alan sınırlandırma ve tespitlerin askı süresi içinde kadastro mahkemesine dava açılmaması nedeniyle kesinleşmesi ve buna dayanılarak tapu siciline tescil işlemlerinin yapılması, hukuka aykırı nitelik taşıyan tespitler açısından gerçek (maddi) hak sahiplerinin haklarını olumsuz yönde etkilemez. Kadastronun kesinleşmesi, sadece adına tespit yapılan kimse lehine aksi ispatlanabilen bir hak karinesi oluşturur. Dolayısıyla onlar (gerçek hak sahipleri), genel hükümlere göre dava açıp gerçek hak durumuna uygun düşmeyen tespit ve sınırlandırmaları düzelttirebilirler. Öğretide bu amaçla genellikle açılacak olan tapu sicilini düzeltme (uygulamadaki adıyla tapu iptali ve tescil) davasıdır. Dava genel mahkemelerde açılır ve yürütülür. Zira, kesinleşen tespitlere ilişkin davalara bakma görevi genel mahkemelere aittir; böyle bir dava kadastro mahkemesinde açılamaz. Davacı, gerçek hak durumuna aykırı tespit veya sınırlandırmadan ayni hakkı olumsuz yönde etkilenmiş ayni hak sahibidir. Davalı, kesinleşmiş tutanak ve tapu sicilinde hak sahibi (malik) olarak gösterilen (gerçek hak durumuna aykırı tespitten yararlanan) kişi ya da kişilerdir. Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisinin hasım gösterilmesine ve ayrıca ilana gerek yoktur.
Davacı, tutanaktaki tespit ve iktisap sebebinin aksini, sınırın gerçeğe aykırı bir şekilde belirlendiğini veya muhdesata ilişkin olarak beyanlar hanesine yapılmış olan yazımın gerçeğe uygun düşmediğini ispat etmek zorundadır. Bu konuda onun, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanması aranır. Kadastrodan sonraki hukuki sebeplerin yarattığı anlaşmazlıklar genel hükümler çerçevesinde çözümlenir. Ancak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu bu konuda bir hak düşümü süresi öngörmüştür. Buna göre, ‟…Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait ˮtutanakların kesinleştiği tarihten itibarenˮ 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamazˮ. 10 yıllık süre hak düşürücü nitelik taşıdığı için, kesilmesi veya durması söz konusu olmaz. Haim, kamu düzenine ilişkin olan bu süreyi re’sen nazara almak zorundadır. Kadastro sırasında tespit dışı bırakılan taşınmazlar hakkında ise, hak sahiplerinin 3402 sayılı Kanun m.14 ve 17’e göre tescil davası açmaları mümkündür. Aynı şekilde, kanunun öngördüğü askı ilanı ya da bizzat tebliğ gibi duyurma işlemleri yapılmaksızın, böylece ilgilerine hak arama olanağı tanınmaksızın usulsüz kesinleştirilen tutanak veya tutanaklar ve bu şekilde oluşturulan tapu sicili de, söz konusu 10 yıllık hak düşürücü sürenin gerçekleşmesini engeller. Yani, usulsüz kesinleştirme işlemine karşı hak arama 10 yıllık süreye tabi değildir.
Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları da işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz. Dolayısıyla, söz konusu kayıtlara dayanılarak el atmanın önlenmesi (müdahalenin men’i) davası açılması mümkün olmaz. Buna karşılık, şartları bulunmak kaydıyla tescil davasının açılması mümkündür.
Samsun ve ilçelerinde etkili avukatlık hizmeti sunulmaktadır. 1995 Samsun doğumlu avukatımız, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup 2018 yılından bu yana İstanbul ve Samsun’da edindiği tecrübeyle Samsun’da ve ilçelerinde avukatlık ve arabuluculuk faaliyetlerini sürdürmektedir. Başta Aile, Gayrimenkul ve Miras Hukuku olmak üzere tüm alanlarda müvekkillerine çözüm odaklı hizmet vermekte; İngilizce bilgisiyle uluslararası süreçlerde de destek sağlamaktadır.
Hukukta Netlik, Süreçte Güven
Her Davada Strateji, Her Adımda Şeffaflık
Haklarınız İçin Kararlı ve Etkin Savunma