Çalışma Saatleri: 08:00 - 19:00
Taşınır satışı, Türk Medeni kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır. Bir yerden başka bir yere taşınabilen eşya yanında, üzerinde egemenlik kurulabilen elektrik enerjisi, su, hava gazı, atom enerjisi gibi güçler; alacak hakları, ortaklık hakkı, telif hakkı gibi haklar, temelli kalmak amacı olmaksızın başkasının arazisi üzerinde yapılan kulübe ve baraka gibi hafif yapılar; haklar taşınır satışına konu olabilir. Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır. Tapuda kaydı bulunmayan taşınmazlar, eklentiler ve tapuya ayrı sayfaya taşınmaz olarak kaydedilmiş olmayan ancak temliki mümkün olan irtifaklar da taşınır sayılır.
Geçerlilik Şekli: Taşınır satımı kural olarak şekle tabi değildir. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. Örneğin, fikir ve sanat eserleri üzerindeki mali hakların satışı adi yazılı şekle tabidir. Trafik siciline kayıtlı motorlu araçların devri noterlikçe düzenlenen sözleşme ile resmi şekle tabidir. Aslında kendisine özgü resmi bir sicile kayıtlı taşınırların devri kanunda öngörülmüş geçerlilik şekline tabi sayılır. Benzer şekilde taşınmazlar üzerindeki irtifak haklarının devri de tapuda resmi şekle tabi sözleşmeler aracılığıyla yapılabilmektedir. Taşınır satımının şekle tabi olmamasının getirdiği sakıncaları önlemek amacıyla Türk Ticaret Kanununda özel bir kurala yer verilmiştir. TTK m.21/III uyarınca tacirler bakımından sözlü olarak veya telefon veya telgrafla yapılan sözleşmelerin geçerli veya beyanların içeriğini teyid eden bir yazıyı alan kimse, bu yazıyı almasından itibaren 8 gün içinde bir itirazda bulunmamışsa teyit mektubunun yapılan anlaşmaya ve beyanlara uygun olduğu kabul edilir.
Tasarruf İşlemi: Zilyetliğin kural olarak eşyanın aynının alıcıya teslimli nakli ile geçmiş sayılması kabul edilse de zilyetliğin devri sonucunu doğuran diğer işlemler de (teslimsiz nakil yolları gibi) mülkiyetin alıcıya geçirilmesi sonucu doğurur.
Taşınır davası, zilyetliğini rızası dışında kaybetmiş olan iyiniyetli önceki zilyedin eşya üzerindeki zilyetliğini yeniden kazanabilmek için halihazır zilyet aleyhine açacağı davadır. Amacı eşyanın yeniden hakimiyeti altına sokulmasını sağlamak ise de, bu dava zilyetlik davalarından (mesela geri verme davasından) farklıdır. Zilyetlik davaları, zilyetliği, bir hakka dayanıp dayanmadığıyla ilgilenmeksizin korur. Buna karşılık taşınır davası, zilyetliği, ona dayanak teşkil ettiği (temelinde yer aldığı) varsayılan hak nedeniyle korumaktadır.
Özel mülkiyete tabi taşınır şeylerdir. Taşınır davası, zilyetliği istem dışı (rıza dışında) yitirilmiş olan taşınır malların zilyetliğini yeniden ele geçirmek için açılan bir davadır. Dolayısıyla, kural olarak, taşınmazlar için bu davanın açılması mümkün değildir. Ancak, tapulu taşınmazlar açısından tereddüt yok ise de, tapuya kayıtlı olmayan taşınmaz mallar için taşınır davasının açılıp açılamayacağı hususu tartışmalıdır. Uygulamada tapusuz taşınmazlar için de taşınır davasının açılabileceği kabul edilmektedir.
Taşınır davasının, biri ‟önceki zilyedin iyiniyetli olmasıˮ ve diğeri ‟zilyetliğin rıza dışında (istenmeden) yitirilmiş olmasıˮ şeklinde iki şartı vardır. Önceki Zilyedin İyiniyetli Olması: Taşınır davası açabilmesi için, önceki (eski) zilyedin iyiniyetli olması lazımdır. Yani, ‟Taşınır davasından faydalanabilmek için, eşya üzerinde zilyetliğin tesis edildiği anda, zilyetliğin geçerli bir şekilde iktisabına engel olacak bir sebebin mevcudiyetini bilmemek ve bilebilecek durumda olmamak gerekir. Zira, Medeni Kanun m.991/2’e göre, ‟eğer önceki zilyet de, zilyetliği iyiniyetle edinmemiş ise sonraki zilyede karşı taşınır davası açamazˮ. Dolayısıyla, önceki zilyet eşyayı gasp etmiş veya çalmışsa artık taşınır davası açamaz. Bu nedenle, savunma hakkının kullanılması mahiyetinde olmadan hırsızın elindeki malını gizlice veya zorla geri alan malike karşı kötüniyetli haksız zilyet(hırsız) taşınır davası açamaz; geri verme (yedin iadesi) davasını açması ise mümkündür.
Zilyetliğin İstenmeden Kaybedilmiş Olması: Taşınır davası, zilyetliğini rızası dışında (istemeden) yitirmiş olan önceki zilyet tarafından zilyetliği tekrar ele geçirmek amacıyla halihazır zilyet aleyhine açılır. Dolayısıyla, zilyetliği bilerek ve istenerek devredilmiş bir eşya için kural olarak taşınır davası açılamaz. Zilyetliğin istenmeden (irade dışında) kaybı değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Medeni Kanun m.989/1’de yer alan ‟taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyetˮ şeklindeki ifade, bu konuda herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını göstermektedir. Zilyetliğin rıza ile devrine rağmen ehliyetsizlik, şekil şartına uyulmaması veya genel ahlak ve adaba aykırılık gibi bir sebep yüzünden mülkiyet karşı tarafa geçmemişse taşınır davası açılamaz. Böyle bir durumda, mülkiyet hakkına dayanan istihkak davasının açılması lazımdır.
Davacı: Taşınır davasında davacı, zilyetliği rızası dışında sona erdirilmiş (ortadan kaldırılmış) iyiniyetli önceki zilyettir. Taşınır davasını açacak olan esas itibarıyla fer’i (dolaysız) zilyettir. Ancak, somut olayın özelliklerine göre asli (dolaylı) zilyedin açması da mümkündür. Yalnız, üçüncü kişi aleyhine taşınır davası açan asli (dolaylı) zilyet eşyanın fer’i (dolaysız) zilyede teslimini istemek mecburiyetindedir. Mesela, mal rehin edilmişse, eşyanın rehinli alacaklıya verilmesini talep edecektir. Fer’i (dolaysız) zilyet eşyayı teslim almak istemiyorsa, o zaman kendisine alıkoyabilir. Toplu zilyetlik çeşitlerinden müşterek zilyetlikte, zilyetlerden her biri bu davayı tek başına açabilir. İştirak halinde (elbirliğiyle) zilyetlikte ise, davanın bütün zilyetler tarafından birlikte açılması lazımdır. Zilyet dava açmadan ölürse, şartları var olmak kaydıyla, mirasçıları dava açabilirler.
Davalı: Taşınır davasında davalı, o anda eşyaya zilyet olan kişi yani halihazır zilyettir. Rıza dışı elden çıkmış eşyalarda, para ve hamile yazılı senetler için getirilmiş istisnai durum hariç, halihazır zilyedin iyi veya kötüniyetli olması önem taşımaz. Rıza ile elden çıkmış eşyalarda ise, üçüncü kişi halihazır zilyet aleyhine ancak kötüniyetli olması şartıyla taşınır davası açılabilir. Halihazır zilyedin ölmesi halinde, dava mirasçılarına yöneltilir. Zilyet yardımcısına karşı ise taşınır davası açılamaz.
Taşınır davasında yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri (ikametgahı) mahkemesidir. Toplu zilyetliğin söz konusu olduğu hallerde, dava zilyetlerden herhangi birinin yerleşim yerinde açılabilir. Görevli mahkeme ise, dava konusu şeyin (müddeabihin) değeri ne olursa olsun asliye hukuk mahkemesidir.
Taşınır davasında davacı, her şeyden evvel önceki (eski) zilyet olduğunu ispatlamak zorundadır. Buna ilaveten, halihazır zilyet lehine öngörülmüş bulunan üstün hak karinesinin çürütülmesine de ihtiyaç vardır. Zira, Medeni Kanun m.987/1’e göre, ‟bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabilirˮ. Eşyanın ilk elden çıkışı rıza dışı (istenmeden) gerçekleşmiş ise; mesela eşya kaybedilmiş, çalınmış veya gaspedilmişse, kural olarak davacının sadece bu durumu ispatlaması yeterlidir. Çünkü, eşya üzerindeki zilyetliğin istenmeden kaybedilmesi durumunda halihazır zilyedin iyiniyetli olması önem taşımaz. O, iyiniyetli dahi olsa eşyayı davacıya (önceki zilyede) geri vermek mecburiyetindedir. Ancak bu durum, rıza dışı elden çıkmış bir eşyanın halihazır zilyedinin iyiniyetli olmasına hiç değer verilmediği anlamına gelmez. Medeni Kanun, rıza hilafına elden çıkmış şeylerde de halihazır zilyedin iyiniyetine önemli sonuçlar bağlamıştır: Medeni Kanun m.990’a göre, ‟zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamazˮ. Para ve hamile yazılı senetleri elinde tutan kötüniyetli zilyetler aleyhine taşınır davası açılması ise mümkündür. Halihazır zilyet eşyayı açık artırmadan, pazardan veya benzeri eşya satanlardan satın almışsa, iyiniyetli olması kaydıyla ödediği bedel kendisine verilinceye kadar iade etmekten kaçınabilir. İyiniyetli halihazır zilyet aleyhine açılabilecek taşınır davası 5 yıllık bir hak düşümü süresine tabi tutulmuştur. Nihayet, iyiniyetli halihazır zilyet, şartlarını tamamlar ise, 5 yıllık zilyetlik süresinin bitiminde söz konusu taşınırın mülkiyetini zamanaşımı yoluyla kazanabilir.
Medeni Kanun m.989/1’e göre, taşınır davasının, iyiniyetli halihazır zilyetlere karşı zilyetliğin istenmeden (rıza dışı) kaybedildiği andan itibaren ‟5 yılˮ içinde açılması lazımdır. 5 yıllık süre bir hak düşümü süresidir. Dolayısıyla hakim tarafından re’sen nazara alınacağı gibi, durması ve kesilmesi de söz konusu olmaz. Zilyetliği kötüniyetle elde etmiş olanlara karşı ise herhangi bir süre söz konusu değildir.
Taşınır davası olumlu neticelenirse, dava konusu şeyin davacıya iadesi yönünde karar verilir. Dereceli zilyetlikte dava asli(dolaylı) zilyet tarafından açılmışsa, iade fer’i (dolaysız) zilyede yapılır.
Samsun ve ilçelerinde etkili avukatlık hizmeti sunulmaktadır. 1995 Samsun doğumlu avukatımız, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup 2018 yılından bu yana İstanbul ve Samsun’da edindiği tecrübeyle Samsun’da ve ilçelerinde avukatlık ve arabuluculuk faaliyetlerini sürdürmektedir. Başta Aile, Gayrimenkul ve Miras Hukuku olmak üzere tüm alanlarda müvekkillerine çözüm odaklı hizmet vermekte; İngilizce bilgisiyle uluslararası süreçlerde de destek sağlamaktadır.
Hukukta Netlik, Süreçte Güven
Her Davada Strateji, Her Adımda Şeffaflık
Haklarınız İçin Kararlı ve Etkin Savunma